‘Cinsel Yaşam’ kategorisi yazıları

4
Haziran

Cinsel Yaşam hpv virüsü nedir?

Yazan: Alparslan  |  Kategori: Cinsel Yaşam  |  Okunma: 27 views

hpv-virusuBasında yer alan Ünlü aktör Michael Douglas’ın yakalandığı gırtlak kanserine neden olarak “oral seksi” göstermesi başlıklı haber sonrası HPV virüsü nedir diye merak edildi. HPV virüsü hakkında aşağıdaki bilgiler merakını giderecektir.

Kadın ve erkek üreme sağlığını tehdit eden virüslerin başında yer alan “Human Papilloma Virüs”özellikle kadınları vuruyor. Yaklaşık 200 çeşidi olan virüs, kanser oluşumuna da neden olabiliyor. Nasıl korunmanız gerektiğini uzmanlarımıza sorduk.

İki yüze yakın çeşidiyle Human papilloma Virüsü (HPV), cinsel yolla bulaşan hastalıklara neden oluyor ve korumasız cinsel ilişkiyle bulaşıyor. Ayrıca virüsün kadın sağlığına yaptığı olumsuz etki nedeniyle, kadınların rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığı artıyor.

Acıbadem Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirkıran, HPV’nin sıklıkla cinsel yolla bulaştığını, nadiren de olsa tuvaletlerden ve hamam gibi toplu banyo yapılan mekânlardan bulaşabileceğini söylüyor. Günümüze kadar yaklaşık 200 kadar HPV tipinin saptandığına işaret eden Prof. Demirkıran, bunların yaklaşık 40 kadarının üreme organı bölgelerinde enfeksiyonlara ve çeşitli hastalıklara yol açtığını belirtiyor. HPV virüslerinin önemli bir bölümü doğum yolu ve çevresinde siğil benzeri tümörler oluşturuyor. Virüslerden 16, 18, 31 ve 45 rakamlarıyla ifade edilen tiplerin bazı kanserlerin oluşumunda etkili olduğunu vurgulayan Prof. Demirkıran, şunları söylüyor: “HPV yalnız başına kanser oluşturmaz başta genetik ve çevresel faktörler olmak üzere diğer olumsuz faktörler ile birlikte rahim ağzı kanserinin ortaya çıkmasında rol oynar. Bu nedenle her HPV bulunan kadında rahim ağzı kanseri meydana gelmez.”

Aktif Taşıyıcı
Standart bir tarama metodu olmadığından HPV’nin dünya üzerindeki yaygınlığının tam olarak bilinemediğini ifade eden Prof. Fuat Demirkıran, şu bilgileri veriyor: “Aktif cinsel yaşamları bulunan kadınların yaklaşık yüzde 50’sinin herhangi bir HPV tipi taşıdığı veya enfekte olduğu düşünülüyor. Kadın ve erkeklerde eşit oranlarda bulunsa da kadınlarda daha sık hastalık tablosu oluşturuyor. Bulunma sıklığı bölgesel ve etnik farklılıklar gösteriyor. Erken yaşta seksüel yaşama başlayanlarda, birden fazla kişi ile seksüel yaşamı olanlarda ve sigara kullananlarda daha sık görülüyor.”

Aşı Deneme Aşamasında!
HPV doğum yolu ve rahim ağzı gibi bölgelerde basit bir siğil benzeri tümörler oluşturabileceği gibi, bu bölgelerde kansere ilerleyen anormalliklere de neden olabilir. Hastalık oluşturmadan önce, HPV doku hücreleri içine girerek onları enfekte ediyor. HPV enfeksiyonlarının çoğu 4-8 ay içinde kendiliğinden iyileşiyor. Bu virüsleri taşıyanlara “HPV taşıyıcısı” da deniliyor ve taşıyıcılığın süresi uzadıkça virüsün siğil veya kanser gibi hastalıkları yapma olasılığı artıyor. HPV enfeksiyonu olanların yaklaşık yüzde 1’inde alt üreme organında (doğum yolu, rahim ağzı) siğil ve benzeri hastalıklar meydana geliyor. Ayrıca kanserle ilişkili olan HPV (Tip 16, 18, 31, 45) enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde 6’sında erken dönem kanser öncesi hastalık oluşuyor. Bu erken dönem hastalıkların yüzde 15 kadarı geç dönem kanser öncesi hastalıklara yol açıyor ve bu hastalıkların yüzde 30´u rahim ağzı kanserine dönüşüyor. HPV enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde 85´inde virüsün 1-18 ay içinde kendiliğinden yok olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fuat Demirkıran, “Söz konusu enfeksiyonlarından korunma veya HPV hastalıklarının tedavisi için çeşitli aşılar geliştirilmeye devam ediyor. Ancak bunlar henüz deneme aşamasındadır ve yaygın uygulamaları olmadığı gibi, başarıları gerçek anlamda kanıtlanmamıştır” diye konuşuyor. Günümüzde HPV´nin değil, oluşturduğu hastalıkların tedavi edilmeye çalışıldığını vurgulayan Prof. Demirkıran, siğil varsa tedavi edildiğini ya da HPV´nin kanser oluşturmadan önceki aşaması olan kanser öncesi durumların tedavi edilerek kanser oluşumunun engellendiğini söylüyor. Her kanserin kendine has belirtileri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Demirkıran, şikâyetleri olması durumunda, kadınların mutlaka kadın doğum uzmanına başvurmasını öneriyor.

Hangi kanserlere yol açıyor?
HPV başta rahim ağzı (serviks) kanseri olmak üzere doğum yolu (vajen) ve doğum yolu önü (vulva) kanserine neden oluyor.
Rahim ağzı kanserlerinin tümünde HPV rol oynuyor ve hastalığın gelişiminin bir aşamasında devreye giriyor.
Vajen ve vulva kanserlerinin yaklaşık yüzde 60´ı HPV’yle ilişkili olarak değerlendiriliyor.
Bu nedenle bir kadının rahim ağzı, vajen veya vulva bölgelerinin herhangi birinde kanser veya kanser öncesi hastalık saptanırsa diğer bölgeler HPV ile ilgili hastalıklar nedeniyle taranıp araştırılıyor.
Kadınları tehdit eden başlıca kanser türleri arasında rahim ağzı kanseri, yumurtalık (over) kanseri ve rahim (uterus) kanseri yer alıyor.
Bu kanserlerin bir bölümü doğurganlık çağında görülür. Bu nedenle son yıllarda tedavi planlaması yapılırken bazı özel durumlarda doğurganlığın devamı yönünde önlemler alınıyor.

kaynak: acibadem.com.tr

15
Şubat

Cinsel Yaşam frenulum neresi, Perineum neresi

Yazan: Alparslan  |  Kategori: Cinsel Yaşam  |  Okunma: 1.665 views
frenulum, perineum

frenulum, perineum

frenulum kelime anlamı: Erkek cinsel uzvunun hemen altındaki hassas bölgeye verilen isim. Bu bölgeyi tarif etmek konusunda doktorlar penis ucunun (deliğinin) hemen altındaki yer olarak diyorlar. Bir diğer kavram ise Perineum: Bu gölge testislerle anüs arasındaki hassas bölge olarak söyleniyor. Tabiki bu bilgileri resimli vermeye sitemiz müsait değil. Sadece bilgi olarak aklınızda dursun 🙂 frenulum ne demek, perineum ne demek diye soran olursa bilgisiz kalmayın 🙂

13
Ocak

Cinsel Yaşam bel sogukluğu kaç günde belirti verir

Yazan: Alparslan  |  Kategori: Cinsel Yaşam  |  Okunma: 3.350 views

bel sogukluğu kaç günde belirti verir, bel soğukluğu kadınlar, bel soğukluğu belirtileri, bel soğukluğu tedavisi, bel soğukluğu olduğumu nasıl anlarımBel soğukluğu hakkında merak ettiklerinizi ilgili yazımızda bulabilirsiniz. Cinsel yolla bulaşan bu rahatsızlık hakkındaki tüm gerçekler bu yazıda.

Belsoğukluğu Nedir, Belsoğukluğu Hastalığı

Penisiline dirençli bakteri çeşitlerinin yaygınlaşmasıyla günümüzde daha çok spektinomisin, seftriakson ve sefoksitin gibi ilaçlarla tedavi edilmektedir.

Gonore adıyla da bilinen belsoğuklu­ğu akut ya da kronik gidişli, daha çok id­rar yollan ve üreme organlarının muko­zasına yerleşen ve cinsel ilişkiyle bulaşan bir hastalıktır. Enfeksiyon kan dolaşımı yoluyla vücudun dölyolu, dölyatağı tüp­leri, epididim kanalı, prostat, eklemler, konjunktiva (göz dış zan), yutak ve kalp gibi başka bölümlerine de yayılabilir.

Belsoğukluğu Nedenleri, Belsoğukluğu Mikrobu

Belsoğukluğunun etkeni, gonokok cin­sinden Neisseria gonorrhoeae türü bak­teridir. Bu mikroplar bir kapsül içinde ve genellikle ikili gruplar halinde bulu­nur. Mikroskopla bakıldığında kahve çekirdeklerini andıran tipik bir görü­nümleri vardır. Erkekte siyekten alınan irinli akıntı örneği incelendiğinde gonokoklar akyuvarların içinde görülür. Özellikle hastalığın kronik biçiminde serbest bakterilere de rastlanır.

Belsoğukluğu Yayılması

Belsoğukluğu cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıkların en yaygınıdır; erişkinler arasında tek bulaşma yolu da cinsel iliş­kidir. Özellikle 1960′lann başından bu yana hastalık gençler arasında daha sık görülmektedir. Gonokokların en önemli kaynağı, enfeksiyonun kuluçka döne­minde olduğu hastalar ve belirti verme­yen kronik olgulardır.

Belsoğukluğu Belirtileri

Hastalığın 48-72 saat süren kuluçka dö­neminden sonra ilk klinik belirti ortaya çıkar. Hasta siyeğin dış ucunda yanma duyar. Siyeğin ucu kızarmış, şişmiş ve

aşırı kanlanmış durumdadır. Birkaç saat sonra san-yeşil renkte irinli bir akıntı başlar. Akıntı kendiliğinden ya da penis başı sıkıldığında bol miktarda gelir. İd­rar yaparken duyulan yanma gittikçe ar­tar ve bazen idrar yapmayı zorlaştırır. Hastada baş ağrısı, halsizlik ve hafif ateş görülebilir, ama hastalık genellikle ağır belirtilere yol açmaz. Hastanın iki ayrı kaba idrar yapması istendiğinde (Thompson testi) ilk kaptaki idrarın da­ha bulanık olduğu ve içinde hemen dibe çöken artıkların bulunduğu saptanır. Bu­na karşılık ikinci kaptaki idrar daha ber­raktır. Bu durumda hastada ön siyek akut gonokok enfeksiyonu olduğu düşü­nülür. Ön siyek deyimi enfeksiyonun si­yeğin dışa yakın bölümünde bulunduğu­nu anlatır. Bu bölüm yapısından ötürü sandalsı çukur denen genişlemiş alandır.

Enfeksiyon önemsenmez ya da tam tedavi edilmezse kroniklesin Kronikle­şen enfeksiyonda akıntı gittikçe azalır ve belirtiler büyük ölçüde geriler.

Önce sülfamitlerin, daha sonra da penisilinin kullanıma girmesiyle belso­ğukluğunun komplikasyonları çok azalmıştır. Bu tür ikincil sorunlardan örne­ğin anüs çevresinde dolgunluk duygusu, dışkılama ve idrar yapma sırasında ağrıyla kendini belli eden prostat iltihabı günümüzde ender görülmektedir. Pros­tatın düzbağırsak (rektum) yoluyla ya­pılan muayenesi hastaya çok ağrı verir ve prostat bezinin elle sıkılmasıyla idrar yolundan hastalığa özgü parçacıklar atı­lır. Belsoğukluğunun günümüzde de gö­rülen bir komplikasyonu epididim ilti­habıdır (epididimit). Bu hastalığın belir­tileri siyekte irinli akıntı birikmesiyle birdenbire ortaya çıkar. Başlıca belirti­ler şiddetli ağrı, enfeksiyonun yerleştiği erbezinde şişme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğudur. Hastalığın her iki erbezine yayıldığı durumlarda erken te­davi yapılmazsa, ersuyu (sperma) kana­lı tıkanmasına bağlı kısırlık gelişir.

Belsoğukluğu kadınlarda erkeklere göre çok daha sessiz gidişlidir. Genel­likle fark edilmez ya da kadınlarda sık görülen sıradan bir “akıntı” olduğu dü­şünülerek önemsenmez. Belsoğukluğu kadınlarda daha çok dölyatağı (rahim) boynu kanalına yerleşir; bu kanal dölyatağıyla dölyolu arasındaki geçiş bölgesi­dir. Bazen de hastalık siyektedir. Kadın­larda siyek daha kısa ve az karmaşık ya­pıda olduğundan, enfeksiyon siyekteyse şiddetli belirtiler görülmez; yalnız idrar yaparken ağrı vardır. Buna karşılık en­feksiyon dölyatağı boynundaysa dölyolundan bol miktarda
sarı-yeşil renkte akıntı gelir. Bu dönemde yapılan jineko­lojik muayenede dölyatağının dölyoluna açılan ağzında ödem, kan toplanması, şişkinlik ve kızarıklık gözlenir. Bölge yüzeyini döşeyen mukoza örtüsü zede­lenmiştir ve kolayca kanar. Ayrıca döl­yatağı boynu kanalından bol miktarda akıntı gelir. Bu akıntıdan alman örneğin bir lam üzerine damlatılıp metilen mavi­si ile boyanarak mikroskopta incelen­mesiyle hemen tanıya varılır.

Belsoğukluğu Tedavisi, Belsoğukluğu Tedavi

Belsoğukluğu tedavisinde artık sülfamitler gibi eski ilaçların yerini antibiyo­tikler almıştır. Önceleri etkili olabilen sülfamitler, bakterilerin direnç geliştirmesiyle tedavi edici özelliklerini büyük ölçüde yitirmiştir. Hemen hemen bütün antibiyotiklerin etkili olduğu gonokok enfeksiyonunda gene dirençli bakteri çeşitlerinin ortaya çıkmasına bağlı ola­rak penisilin kullanımı da azalmaktadır. Penisilin yerine daha çok spektinomisin, seftriakson ve sefoksitin gibi ilaçlar kullanılmaktadır.
Antibiyotik tedavisinin en sakıncalı yanı, bu tedavinin yeni yakalanılan bir frengiyi maskelemesi olasılığıdır. Bel­soğukluğu için yeterli olabilen antibi­yotik tedavisi, frengi için yeterli değil­dir ve yarım kalan bir tedavi programı frenginin gidişini değiştirir. Kuluçka dönemi uzar; iltihabın başlangıç belirti­leri (birinci evre frengi) görülmez; tah­lil Wasserman tepkimesi gibi tahlil so­nuçları ancak geç dönemlerde olumlu sonuç verir.

Belsoğukluğundan Korunma Yolları

Bulaşmadan hemen önce ya da sonra alman antibiyotikler belsoğuklu-ğuna karşı en etkili korunmayı sağlar. Yerel korunmanın etkisi daha azdır; ancak antibiyotik tedavisi ile birlikte uygulandığında yararlı ola­bilir. Cinsel ilişkiden sonraki bir saat içinde dış cinsel organların sa­bunla yıkanması ve dezenfekte edici bir maddeyle temizlenmesi en­feksiyon olasılığını azaltır. Antibiyotiklerin yalnızca enfeksiyon tehli­kesi olan cinsel ilişkiden önce alınmasıyla da korunma sağlanabilir. Bu korunma yöntemi frengi için de geçerlidir.

Bel Soğukluğu Tanısı Nasıl Konulur

Belsoğukluğu tanısında en güvenilir yöntem irinli akıntıda gonokokların aranmasıdır. Akıntı bir lam üzerinde toplanır, sabitleştirilir, bo­yanır ve opak mikroskopla incelenir. Enfeksiyon varsa mikroskopta çok sayıda granüllü nötrofil ve bunların sitoplazmasmda yer alan gonokoklar görülür. Aşağıdaki mikroskop fotoğrafında okla işaretli ola­rak küçük kahve çekirdeklerini andıran gonokoklar görülmektedir. Bunlar kullanılan boyama yöntemine göre koyu mavi ya da kırmızı renkli olabilir. Enfeksiyon uzun süredir varsa mikroorganizmalar hüc­re sitoplazmasının dışında da görülebilir.

26
Kasım

Cinsel Yaşam Adetliyken Masturbasyon yapılırmı

Yazan: Alparslan  |  Kategori: Cinsel Yaşam  |  Okunma: 4.799 views

Jinekologların sürekli söylediği şeylerden biride kadınların adetli oldukları dönemde cinsel olarak daha istekli oldukları ve hassasiyetlerinin arttığı söylenir. Adetliyken masturbasyon konusunda şunlar söylenebilir; Sonuçta adetli dönemde o bölgesi itibariyle enfeksiyonlara açık bir durumdadır. Doktorların tavsiyesi o dönemi perhizle geçirmenizdir. Ama illa olacaksa, hijyene aşırı derecede dikkat edilmelidir.

Dıştan Normal klitoris mastürbasyonu yapılabilir . Bir erkekle adet dönemindeyken Cinsel ilişkiye girmek sakıncalıdır. Vagina derisi en hasssas dönemdedir , mikrop kapmaya elverişlidir. Penis içeri girince mikrobiyel, veya virüs hastalığı kapmanıza sebep olabilir.

Daha fazla bilgileri uzman hekimlere başvurmanızı tavsiye ederiz.